KAYIP VE MATEM SÜREÇLERİNE BİLİMSEL BAKIŞ: TEORİK ÇERÇEVLER, ELEŞTİREL ANALİZ VE ADAPTİF BAŞA ÇIKMA MODELLERİ
I. Öz (Abstract)
Bu makale, yas (grief) kavramını psikolojik, sosyolojik ve klinik açılardan tanımlamayı ve yasın süreçlerini açıklayan teorik modelleri eleştirel bir yaklaşımla incelemeyi amaçlamaktadır. Geleneksel, lineer aşamalar yaklaşımlarının ampirik sınırlılıkları ve potansiyel zararları vurgulanarak
1, güncel literatürde destek bulan, dinamik ve esnek süreç temelli modeller merkeze alınmıştır. Analiz, yasın katı bir aşamalar dizisi olmadığını; aksine, Stroebe ve Schut’un İkili Süreç Modeli’nde (DPM) belirtildiği gibi, Kayba Yönelik ve Yenilenmeye Yönelik başa çıkma stratejileri arasında esnek bir salınım (oscillation) yoluyla ilerleyen adaptif bir süreç olduğunu göstermektedir.
2 Ayrıca, Süregelen Bağlar Teorisi (CBT), kaybı takiben ölenle olan duygusal bağın dönüştürülerek sürdürülmesini sağlıklı bir adaptasyon bileşeni olarak normalleştirmektedir.
4 Rapor, yas danışmanlığına yönelik olarak Worden’ın görevler çerçevesini ve spesifik teknikleri sunarak, teorik bilgiyi klinik pratiğe taşımayı hedeflemektedir.
5
II. Giriş (Introduction)
1. Kavramsal Temeller ve Yasın Tanımı
Yas, ölüm veya önemli bir kayba verilen yalnızca kişisel bir tepkiden ibaret olmayıp, bireyin sosyal ve kültürel yapısıyla yakından ilişkili kompleks bir deneyimdir. Psikolojik ve sosyolojik bilimsel metinlerde, bu deneyimin farklı boyutlarını ayırt etmek için üç temel kavramın ayrımı kritik öneme sahiptir: Yas, Matem ve Mahrumiyet.
7
Yas (Grief), kayba karşı verilen öznel, duygusal ve içsel tepki sürecini ifade eder. Bu, bireyin intrapsişik sürecine odaklanır ve yoğun duygusal bileşenleri içerir.
8
Matem (Mourning) ise yasın kültürel, dini ve sosyal normlarca şekillendirilmiş dışa vurumu ve kamusal gösterimidir. Matem, bireyin inançları ve kültürel bağlamı tarafından büyük ölçüde etkilenen, halka açık eylemleri ve ritüelleri kapsar.
7
Mahrumiyet (Bereavement), kaybedilen kişinin yokluğundan kaynaklanan sosyal yoksunluk durumunu ve bu durumu içeren zaman dilimini ifade eder.
7 Mikro-sosyolojik alanda, mahrumiyet, kaybedilen yakın kişinin bireyin sosyal ihtiyaçlarını karşıladığı "sosyal alanın" boşalmasıyla oluşan bir sosyal yoksunluk durumu olarak kavramsallaştırılır. Bu bakış açısına göre, yas süreci, kaybedilen yakının boşalttığı sosyal alanı yeniden organize etme ve sosyal ihtiyaçları karşılama yolunda ilerleyen bir mikro-sosyal yeniden yapılanma sürecidir.
9
Bu kavramsal ayrımı netleştirmek amacıyla aşağıdaki tablo sunulmuştur:
Table 1: Yas Süreçlerinde Temel Kavramsal Ayrım
2. Klinik ve Ayırıcı Tanı Açısından Yas
Yas, doğası gereği patolojik bir durum değil, kayba verilen normal ve adaptif bir tepkidir. Ancak klinik pratikte, normal yas tepkileri ile Major Depresif Bozukluk (MDB) gibi psikopatolojik durumlar arasındaki ayırıcı tanı zorunludur.
Yas ve MDB arasındaki temel duygusal ve bilişsel farklılıklar bulunmaktadır. Yasta baskın duygusal durum
boşluk hissiyken, MDB’de
değersizlik ve
öz-nefret duyguları yaygındır. Yas sürecinde bireyin özsaygısı genellikle korunurken, MDB’de benlik saygısı kaybı ve kendini kınama duyguları sıklıkla görülür.
8 Ayrıca, yasta intihar düşünceleri ortaya çıkabilse de, bunlar genellikle kaybedilen kişiye katılma arzusu veya ilişkiye yönelik belirli eksikliklerle ilgili suçluluk duygularına odaklanır. MDB’de ise intihar düşünceleri, daha çok kişinin kendisine yöneliktir.
8
III. Yas Süreçlerine Klasik Yaklaşımlar ve Eleştirisi
1. Kübler-Ross'un Beş Aşama Modeli: Yanlış Uygulanan Bir Çerçeve
Yas süreçlerini açıklamaya yönelik en yaygın bilinen ve halk arasında en çok kabul gören model, İsviçreli-Amerikalı psikiyatrist Elisabeth Kübler-Ross tarafından 1969 yılında
On Death and Dying adlı eserinde tanıtılan Beş Aşama Modeli’dir.
1 Bu model, aslında terminal hastaların kendi ölümleriyle yüzleşme süreçlerini tanımlamak amacıyla geliştirilmiştir.
Modelin popüler aşamaları, genellikle DABDA kısaltmasıyla anılır: İnkar (Denial), Öfke (Anger), Pazarlık (Bargaining), Depresyon (Depression) ve Kabul (Acceptance).
1 İnkar, bireyin olayı reddettiği ve yanlış bir gerçeğe tutunduğu ilk tepkiyi temsil eder. Öfke, inkarın sürdürülemez olduğu anlaşıldığında ortaya çıkar. Pazarlık aşaması, bireyin kaybı önlemek için uzatılmış yaşam süresi karşılığında yaşam tarzı reformu gibi vaatlerde bulunduğu umut dolu bir çabayı içerir. Depresyon, bireyin durumu kavrayıp derin üzüntü ve tecrit yaşadığı aşamadır. Son olarak Kabul, bireyin kaçınılmaz geleceği veya kaybı kabullenmesi ve buna hazırlanmasıdır.
1
Bu modelin geniş çapta benimsenmesine rağmen, modern psikoloji ve ölüm çalışmaları literatüründe ciddi eleştirilerle karşılaşmaktadır. Model, ampirik olarak desteklenmediği, sınırlı pratik değere sahip olduğu ve potansiyel olarak zarar verici olduğu gerekçesiyle sorgulanmaktadır.
1
Modelin en büyük eleştirisi, süreçlerin
lineer (doğrusal) olarak ilerlediği beklentisinin yaratılmasıdır. Kübler-Ross’un kendisi daha sonra aşamaların bu sırayla veya bu şekilde yaşanmayacağını, hatta hastalarının sıklıkla iki veya üç aşamayı eşzamanlı olarak deneyimlediğini belirtmiştir. Yazarın, modelin bu şekilde lineer olarak anlaşılmasından pişmanlık duyduğu bilinmektedir.
1
Aşamaların katı bir sırasının olduğu yönündeki beklenti, yas tutan bireylerin kendi deneyimlerinin "yanlış" olduğu hissine kapılmasına veya bir aşamada "takılı kaldıkları" düşüncesiyle ek stres yaşamalarına yol açabilir.
10 Ayrıca, Kastenbaum gibi uzmanlar, bu modelin aşamaların varlığını veya bu aşamalar arasında geçiş yapıldığını kanıtlayacak yeterli ampirik kanıt sunmadığını ve yas sürecini büyük ölçüde etkileyebilecek çevresel faktörleri, sosyal kaynakları ve yakın çevrenin baskılarını dikkate almadığını belirtmiştir.
1
Bu modelin kökeninin terminal hastaların kendi ölümleriyle başa çıkma süreçleri olması, modelin yaslı bireylerin yaşadığı dışsal adaptasyon ve mikro-sosyal yeniden yapılanma zorunluluğunu (Mahrumiyetin sosyolojik tanımı
9) açıklamada yetersiz kalmasının temel nedenini oluşturmaktadır. Nitekim 2021 yılında yapılan bir anket, genel halkın %65’inin yasın öngörülebilir, lineer aşamalardan geçtiğine inanmaya devam ettiğini göstermiştir.
10 Bu bulgu, klinik ve akademik çevrelerin modern teorilere yönelirken, kamuoyunun hala ampirik desteği zayıf olan bir çerçeveye bağlı kaldığını ortaya koymaktadır.
IV. Süreç Temelli Modern Yas Teorileri
Yas sürecinin karmaşık ve dinamik doğasını daha doğru bir şekilde yansıtmak amacıyla, modern psikoloji literatürü, katı aşamalar yerine esnek ve salınımlı süreçleri vurgulayan teorilere odaklanmıştır. Bu teoriler, yasın bir sonlanma değil, bir başa çıkma, dönüşüm ve entegrasyon süreci olduğunu savunur.
Bu modern yaklaşımlar, klasik modellerle karşılaştırmalı olarak şu tabloda özetlenmiştir:
Table 2: Yas Modellerinin Karşılaştırmalı Analizi
1. İkili Süreç Modeli (Dual Process Model - DPM) (Stroebe & Schut)
Stroebe ve Schut tarafından geliştirilen İkili Süreç Modeli (DPM), yasla başa çıkmanın, iki tür stresör arasında esnek bir geçişi (salınımı) gerektirdiğini öne süren, ampirik olarak iyi desteklenmiş ve etkili bir teorik modeldir.
2 Modele göre, adaptif başa çıkmanın anahtarı, kayba yönelik duygusal acıyla yüzleşme ile kaybedilenin yokluğundan kaynaklanan yaşam değişikliklerine adaptasyon çabası arasında esnek bir denge kurmaktır.
2
DPM, başa çıkma stratejilerini iki ana boyutta inceler:
Table 3: İkili Süreç Modelinde Başa Çıkma Boyutları
1.1. Kayba Yönelik Başa Çıkma (Loss-Oriented Coping - LO)
Bu boyut, bireyin doğrudan kayıp deneyimiyle yüzleşmesini ve kederle ilgili duyguları (üzüntü, özlem, öfke) işlemesini içerir.
11 LO stresörleri, yası bizzat deneyimlemeyi, kaybedileni aramayı, kaybın anlamını düşünmeyi ve cenaze gibi ritüellere katılmayı kapsar.
11
1.2. Yenilenmeye Yönelik Başa Çıkma (Restoration-Oriented Coping - RO)
Bu boyut, kaybedilen kişinin neden olduğu ikincil stresörlerle başa çıkmaya ve hayatı yeniden organize etmeye odaklanır.
11 RO, yeni beceriler öğrenmeyi, yeni roller üstlenmeyi (örneğin, ölen kişinin üstlendiği görevleri devralmayı) ve günlük yaşamın zorluklarıyla uğraşmayı içerir. Bu aynı zamanda kaybın acısından dikkat dağıtacak aktivitelere katılma dönemlerini de kapsar.
11
1.3. Salınım Mekanizması (Oscillation) ve Dozaj İhtiyacı
DPM’nin tanımlayıcı özelliği, bireyin LO ve RO arasında esnek bir şekilde gidip gelmesidir, bu da salınım olarak adlandırılır.
13 Bu dinamik yaklaşım, bireyselleştirilmiş bir yas sürecine olanak tanır.
11 Adaptif başa çıkma, yoğun keder çalışmasından (LO) bilinçli olarak
nefes alma (respite) ihtiyacını içerir; bu, "yas dozajı" alma zorunluluğu olarak da ifade edilir.
3
Salınım, patolojik bir kaçış değil, tükenmeyi önleyen ve iyileşmeye olanak tanıyan entegral bir başa çıkma eylemidir.
3 Sosyolojik açıdan bakıldığında, yasın boşalan sosyal alanı yeniden organize etme süreci olarak tanımlanması
9, RO başa çıkmasının (yeni beceriler öğrenme, sosyal hayata adaptasyon) neden hayati önem taşıdığını açıklar. Birey sadece duygusal acıyı değil, aynı zamanda günlük yaşam rollerini ve sosyal kimliğini de yeniden yapılandırmak zorundadır, bu da pratik adaptasyonu (RO) keder çalışması (LO) kadar önemli kılar. Klinikte, bu salınımı desteklemek için LO odaklı ve RO odaklı seanslar alternatifli bir şekilde yürütülerek adaptif başa çıkma desteklenir.
14
2. Süregelen Bağlar Teorisi (Continuing Bonds Theory - CBT)
Klass, Silverman ve Nickman tarafından geliştirilen Süregelen Bağlar Teorisi (CBT), yasın, ölen kişiyle olan duygusal bağı tamamen koparmayı gerektirdiği yönündeki eski Freudcu yaklaşıma radikal bir karşı çıkış sunar.
4
CBT’nin temel hipotezi, ilişkilerin ölümle sonlanmadığı, sadece
değiştiği yönündedir.
15 Teori, ölenle olan duygusal bağın kesilmesinin zorunlu olmadığını, aksine, bu bağın sağlıklı ve adaptif bir şekilde dönüştürülerek sürdürülmesinin normal ve sağlıklı bir adaptasyon bileşeni olduğunu savunur.
4
Bu teorik çerçeve, yas tutan bireylerin kaybettikleri kişiyle olan anıları, gelenekleri ve ilişkileri yaşatma çabalarını onaylar. Bireyler, ölen kişiye ait kişisel eşyaları (dokunma taşları) saklayarak, ritüelleri sürdürerek veya ölen kişiyi günlük düzenlemelere dahil ederek (örneğin bazen masada ona bir yer ayırarak) bu bağı devam ettirebilirler.
5
CBT, yas danışmanlığına "kapanış" (closure) arayışından ziyade, sevgi ve bağlantının ölümden sonra da dönüştürülerek sürebileceği fikrini benimseyen daha şefkatli ve modern bir yaklaşım sunar.
4 Böylece danışanlar, yasın unutma süreci değil, kaybedilenle olan ilişkiyi iyileşmeyi teşvik edecek şekilde dönüştürme süreci olduğunu fark edebilirler.
4
Modern yas teorileri birbirini bütünleyici bir yapı sunar. DPM, yas sürecinin
mekaniğini (salınım) açıklarken, CBT bu süreçte kurulan
nihai yapıyı (dönüştürülmüş ilişki) açıklar. Bu teorik uyum, klinik uygulamada Worden'ın görevler yaklaşımıyla somutlaşmıştır.
V. Klinik Uygulama: Matem Görevleri Yaklaşımı ve Teknikleri
John Worden’ın Matem Görevleri Yaklaşımı, yas sürecini aşamalar yerine tamamlanması gereken dört görev etrafında yapılandırır. Bu yaklaşım, klinisyenlere yas tutan bireye rehberlik etmek için esnek ve yapılandırılmış bir yol sunarken, modern teorilerin (DPM ve CBT) pratik sentezini de sağlamaktadır.
5
1. Worden'ın Dört Matem Görevi
- Görevi: Kaybın Gerçekliğini Kabullenmek: Bu, yas sürecindeki birincil görevdir. Bilişsel ve duygusal olarak, kaybedilen kişinin öldüğü ve asla geri dönmeyeceği gerçeğiyle tam anlamıyla yüzleşmeyi gerektirir. Bu duygusal içselleştirme süreci zaman alıcıdır.6
- Görevi: Kaybın Neden Olduğu Acıyı İşlemek: Yoğun keder, öfke ve diğer acı verici duyguların yadsınmadan deneyimlenmesi ve ifade edilmesidir.
- Görevi: Kaybedilen Olmadan Yeni Çevreye Uyum Sağlamak: Kaybedilen kişinin üstlendiği rollerin üstlenilmesi, yeni becerilerin öğrenilmesi ve yaşam düzenlemelerinin yapılmasıdır.5 Bu görev, İkili Süreç Modeli’nin Yenilenmeye Yönelik (RO) boyutunun pratik karşılığıdır.
- Görevi: Kaybedilenle Süregelen Bir Bağ Kurarken Hayata Devam Etmek: İlişkinin içselleştirilerek dönüştürülmesi ve yeni bir yaşamın inşasına odaklanılmasıdır. Bu görev, Süregelen Bağlar Teorisi (CBT) ile tam olarak uyumludur ve bireyin, ölen kişinin anısını taşıyarak hayatına devam etmesini sağlar.5
2. Yas Danışmanlığı Teknikleri
Klinik süreçte Worden’ın görevlerini ve modern teorilerin adaptif salınımını desteklemek için çeşitli kanıta dayalı teknikler kullanılmaktadır
6:
- Gerçekçi ve Anımsatıcı Dil Kullanımı: Danışanın inkârını azaltmak ve gerçekliği kabullenmesini desteklemek amacıyla, danışmanların "kaybettiniz" yerine "öldü" gibi geçmiş zaman dilini tercih eden, daha doğrudan ifadeler kullanması önerilir.6
- Sembol Kullanımı ve Anı Kitabı Oluşturma: Ölen kişiye ait fotoğraf veya eşyanın görüşmelere getirilmesi, danışanın kayıpla doğrudan yüzleşmesine yardımcı olur. Benzer şekilde, ölen kişiye ait özel eşyalardan bir anı kitabı oluşturulması, yas sürecindeki bireylerin ölen kişiye yönelik bir anı formasyonu oluşturmalarını destekler.6 Bu teknikler, hem Gerçekliği Kabullenme görevini hem de Süregelen Bağ kurma hedefini destekleyen somut araçlardır.
- Yönlendirilmiş İmgeleme Tekniği: Danışanın ölen kişiyi hayal etmesi ve ona dile getirilmemiş duygu ve düşüncelerini ifade etmesi, yas danışmanlığı sürecinde etkili bir teknik olarak kullanılır.6 Bu, bireyin ölenle olan ilişkisini içselleştirmesini ve dördüncü görevi (Süregelen Bağ Kurma) yerine getirmesini kolaylaştıran bir bilişsel süreçtir.
- Bilişsel Yeniden Yapılandırma: Yas sırasında ortaya çıkan aşırı suçluluk veya çarpıtılmış düşüncelerin (örneğin, "onu kurtarabilirdim") gerçeklikle olan ilişkisinin değerlendirilmesi ve yeniden yapılandırılması danışana yardımcı olur.6
VI. Sonuç ve Tartışma (Conclusion and Discussion)
Bu makale, yas kavramının derinlikli psikolojik ve sosyolojik tanımını sunmuş ve yas süreçlerine dair popüler ancak bilimsel temeli zayıf olan lineer aşamalar beklentisinin yerini alan modern, dinamik yaklaşımları incelemiştir. Elde edilen veriler, adaptif yasın, kederi tam olarak deneyimlemek (Kayba Yönelik - LO) ile hayatı yeniden inşa etmek (Yenilenmeye Yönelik - RO) arasındaki esnek salınım yeteneğine dayandığını göstermektedir.
2 Bu salınım, bireyin tükenmesini önleyen ve sosyal çevredeki boşluğu yeniden organize etmesini sağlayan kritik bir mekanizmadır.
3
Ayrıca, modern yas anlayışı, kaybedilenle olan bağın kesilmesi zorunluluğunu reddetmekte, aksine, bu bağın sağlıklı bir şekilde dönüştürülerek (Süregelen Bağlar Teorisi) yeni yaşama entegre edilmesini teşvik etmektedir.
4 Klinik müdahalede amaç, yası sona erdirmek veya "kapanışa" zorlamak değil, bireyin bu iki stresör boyutu arasında bilinçli bir denge kurmasını sağlamak ve kaybedilenin anısını yeni yaşamına uyumlu bir şekilde entegre etmesine yardımcı olmaktır. Worden’ın Görevler Yaklaşımı, bu modern teorileri pratik adımlar halinde klinisyenlere sunan bütünleyici bir çerçeve sağlamaktadır.
VII. Referanslar (References)
Grady, J. S., Her, M., Moreno, G., Perez, C., & Yelinek, J. (2019). Emotions in storybooks: A comparison of storybooks that represent ethnic and racial groups in the United States.
Psychology of Popular Media Culture, 8(3), 207–217.
https://doi.org/10.1037/ppm0000185.
16
Klass, D., Silverman, P. R., & Nickman, S. (1996).
Continuing bonds: New understandings of grief. Taylor & Francis..
10
Kübler-Ross, E. (1969).
On death and dying. Macmillan..
1
National Center for Biotechnology Information. (n.d.).
Grief, mourning, and bereavement. NCBI Bookshelf. Retrieved from
https://www.ncbi.nlm.nih.gov/books/NBK507832/.
7
Stroebe, M., & Schut, H. (1999). The dual process model of coping with bereavement: Rationale and description.
Death Studies, 23(3), 197–224.
https://doi.org/10.1080/074811899201046.
14
Stroebe, M., & Schut, H. (2010). The dual process model of coping with bereavement: A decade later.
Death Studies, 33(4), 297–307.
https://doi.org/10.1080/07481180802670733.
2
Stroebe, M., Schut, H., & Stroebe, W. (2007). Health outcomes of bereavement.
The Lancet, 370(9603), 1960–1973.
https://doi.org/10.1016/S0140-6736(07)61854-6.
3
Türk Psikologlar Derneği. (n.d.).
Türk Psikoloji Yazıları. Retrieved from
https://psikolog.org.tr/yayinlar/turk-psikoloji-yazilari.
17