- Klinik Psikolog Zühre Yüksel
Anksiyete, hepimizin zaman zaman yaşadığı, bir tehditle karşılaştığımızda veya
karşılaşabileceğimizi düşündüğümüzde ortaya çıkan o endişe, korku ve gerginlik hali.
Aslında bu duygu, günlük hayatımızdaki stresli durumlarla başa çıkmamıza yardımcı
olan doğal bir tepki. Bizi tehlikelere karşı uyanık tutan ve önlemler almamızı sağlayan
bir tür alarm sistemi gibi düşünebilirsiniz.
Ancak bazen bu alarm sistemi gereksiz yere veya aşırı derecede çalmaya başlayabilir.
Gerçekte bir tehdit olmasa bile o yoğun endişe ve korku hissi sürekli hale gelebilir. İşte
o zaman anksiyete bozukluğundan bahsetmeye başlarız. Bu durum, kişinin gündelik
yaşamını, işini, okulunu, sosyal ilişkilerini olumsuz etkileyen, sürekli ve yorucu bir ruh
sağlığı sorunudur. Hayat kalitesini düşürebilir ve kişinin işlevselliğini ciddi anlamda
zorlaştırabilir.
Anksiyete Neden Olur? Bu Duygunun Kökenlerine Bir Bakış
Anksiyete, modern yaşamın getirdiği stres faktörleriyle birlikte sıkça duyduğumuz bir
kavram. Peki, günlük hayaa karşılaştığımız endişe ve gerginlik hissiyle başlayan bu
durum, ne zaman bir anksiyete bozukluğuna dönüşüyor ve neden bazı insanlar
diğerlerinden daha fazla etkileniyor? Bu blog yazısında, anksiyetenin altında yatan
karmaşık nedenleri detaylıca inceleyeceğiz.
1. Genetik Yatkınlık: Aileden Gelen Miras
Genlerimizin davranışlarımız ve ruh sağlığımız üzerindeki etkisi yadsınamaz bir gerçek.
Bilimsel araştırmalar, anksiyete bozukluklarının aile içinde kümelendiğini gösteriyor.
Yani, birinci derece akrabalarınızda anksiyete bozukluğu öyküsü varsa, sizin de benzer
bir durum yaşama riskiniz artabilir. Ancak bu, anksiyete yaşayacağınız anlamına
gelmez; yalnızca bir yatkınlık işaretidir. Genetik faktörler, beynin stres tepkilerini
düzenleyen nörotransmierlerin (kimyasal haberciler) dengesini etkileyebilir ve bu da
anksiyete gelişimine zemin hazırlayabilir.
2. Beyin Kimyası ve Nörotransmitterler: Sinir Sisteminin Rolü
Beynimiz, duygu durumumuzu ve tepkilerimizi düzenleyen karmaşık bir kimyasal
sistemle çalışır. Özellikle serotonin, norepinefrin ve GABA (gama-aminobütirik
asit) gibi nörotransmierler, anksiyete düzeyleri üzerinde önemli rol oynar. Bu
kimyasallardaki dengesizlikler, beynin tehlike sinyallerini yanlış yorumlamasına veya
aşırı tepki vermesine neden olabilir. Örneğin, düşük serotonin seviyeleri depresyonla
ilişkilendirildiği gibi, anksiyete ile de bağlantılıdır. GABA ise beyni sakinleştiren ve aşırı
uyarılmayı önleyen bir nörotransmierdir; eksikliği anksiyete belirtilerini artırabilir.
3. Kişilik Özellikleri: Mükemmeliyetçilik ve Kontrol İsteği
Bireysel farklılıklar, anksiyetenin ortaya çıkışında önemli rol oynar. Bazı kişilik özellikleri,
anksiyete geliştirmeye daha yatkın olabilir. Örneğin, mükemmeliyetçi eğilimler,
yüksek kaygı seviyeleri, düşük özgüven, olayları kontrol etme ihtiyacı ve
olumsuzluklara odaklanma eğilimi anksiyete riskini artırabilir. Bu tür kişilik yapıları,
bireyin yaşamdaki belirsizliklere karşı daha hassas olmasına ve sürekli endişe
duymasına yol açabilir.
4. Travmatik Yaşam Deneyimleri: Geçmişin Gölgesi
Yaşam boyunca karşılaşılan travmatik olaylar, anksiyete bozukluklarının gelişiminde
güçlü bir tetikleyici olabilir. Çocukluk çağı istismarı, ciddi kazalar, doğal afetler, sevilen
birinin kaybı veya şiddete maruz kalma gibi deneyimler, beynin stresle başa çıkma
mekanizmalarını etkileyebilir. Bu tür travmalar, özellikle travma sonrası stres
bozukluğu (TSSB) gibi anksiyete ile ilişkili durumların ortaya çıkmasına zemin
hazırlayabilir. Beyin, travmatik anıları işlemede zorlanabilir ve bu da sürekli bir tetikte
olma hali yaratabilir.
5. Çevresel Faktörler ve Yaşam Tarzı: Stresli Ortamlar
Modern yaşamın hızına ve beklentilerine ayak uydurmak çoğu zaman zordur. Kronik
stres, iş yükü, maddi sıkıntılar, ilişki problemleri, yalnızlık veya sosyal izolasyon
gibi çevresel faktörler anksiyeteyi tetikleyebilir veya mevcut durumu kötüleştirebilir.
Ayrıca, düzensiz beslenme, yeterli uyku alamama, kafein ve alkol gibi maddelerin aşırı
tüketimi de sinir sistemini olumsuz etkileyerek anksiyete belirtilerini şiddetlendirebilir.
6. Tıbbi Durumlar: Beden ve Zihin Arasındaki Bağlantı
Bazı ziksel sağlık sorunları da anksiyete belirtilerine yol açabilir veya mevcut
anksiyeteyi kötüleştirebilir. Örneğin, tiroid bezinin aşırı çalışması (hipertiroidi), kalp
rahatsızlıkları, solunum yolu hastalıkları (astım, KOAH), kronik ağrı sendromları ve bazı
ilaçların yan etkileri anksiyete benzeri semptomlara neden olabilir. Bu nedenle,
anksiyete belirtileri yaşayan kişilerin bir doktora başvurarak ziksel bir sağlık sorununu
dışlaması önemlidir.
Sonuç
Anksiyete, tek bir nedene bağlanamayacak kadar karmaşık bir durumdur. Genetik,
biyolojik, psikolojik ve çevresel faktörlerin bir araya gelmesiyle ortaya çıkabilir. Her
bireyin anksiyete deneyimi farklı olsa da, bu tetikleyicileri anlamak, hem önleyici
adımlar atmak hem de gerektiğinde doğru tedaviye yönelmek için kritik öneme sahiptir.
Unutmayın ki anksiyete ile başa çıkmak mümkündür ve profesyonel destek almak,
yaşam kalitenizi artırmanın ilk adımı olabilir.
Referanslar:
● American Psychiatric Association. (2013). Diagnostic and statistical manual of
mental disorders (5th ed.). Arlington, VA: American Psychiatric Publishing.
● Craske, M. G., & Stein, M. B. (2016). Anxiety. The Lancet, 388(10046), 721-732.
● Kendler, K. S., Neale, M. C., Kessler, R. C., Heath, A. C., & Eaves, L. J. (1992). The
genetic epidemiology of phobias in women: the familial transmission of
agoraphobia and specic phobias. Archives of General Psychiatry, 49(4), 273-281


Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir