SSS

S.S.S.

Sık Sorulan Sorular

ACT (Kabul ve Kararlılık Terapisi), bireylerin içsel deneyimleriyle (düşünceler, duygular, anılar) ilişkilerini dönüştürerek psikolojik esnekliklerini artırmayı ve değerleri doğrultusunda anlamlı bir yaşam sürmelerini hedefleyen, bilimsel kanıtlarla desteklenmiş güçlü bir terapi yöntemidir.

ACT'nin teorik altyapısı, davranışın dil ve biliş ile ilişkisini açıklayan İşlevsel Bağlamsalcılık ve İlişkisel Çerçeve Kuramı (RFT)'na dayanır. Klasik Bilişsel Davranışçı Terapi'den (BDT) temel farkı, düşünceleri ve duyguları kontrol etmek veya değiştirmek yerine, onları fark etmeyi ve benimsemeyi öğretmesidir.

Etkinlik ve Uygulama Alanları

ACT, Amerikan Psikoloji Derneği (APA) tarafından "kanıta dayalı tedavi" olarak kabul edilmektedir. Araştırmalar, ACT'nin geniş bir yelpazedeki psikolojik zorluklar için etkili olduğunu göstermektedir:

  • Güçlü Araştırma Desteği: Özellikle kronik ağrı yönetiminde yüksek etkinlik kanıtlarına sahiptir.
  • Orta Düzey Araştırma Desteği: Depresyon, anksiyete bozuklukları, Obsesif-Kompulsif Bozukluk (OKB ve psikoz gibi durumlarda faydalı olduğu yönünde güçlü kanıtlar bulunmaktadır.
  • Kanıtlanmış Etkinlik: Madde bağımlılığı, yeme bozuklukları, Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB), stres ve tükenmişlik sendromu, agresif davranış ve kronik insomniya gibi çeşitli sorunlarda da etkin olduğu gösterilmiştir.

Meta-analizler, ACT'nin bekleme listesi, psikolojik plasebo ve olağan tedavi koşullarından daha etkili olduğunu göstermektedir. Ayrıca, BDT gibi yerleşik tedavilerle karşılaştırıldığında anlamlı bir fark göstermemekte, bu da ACT'nin BDT'ye eşit derecede etkili" bir alternatif olabileceğini düşündürmektedir.

 

Bir klinik psikolog olarak, "Terapiye ne zaman başlamalıyım?" sorusunu danışanlarımdan sıkça duyduğumu söyleyebilirim. Bu soruya verilecek tek bir doğru cevap olmamakla birlikte, yaşamınızda bazı işaretler ve durumlar terapiye başlamanın faydalı olabileceğine işaret edebilir. Önemli olan, bu kararı kendiniz için en uygun zamanda, kendinizi rahat ve güvende hissettiğiniz bir ortamda vermenizdir.

Terapiye Başlamayı Düşündüren Durumlar

  • Günlük İşleyişinizde Bozulmalar: İş, okul, sosyal ilişkiler veya kişisel bakım gibi alanlarda rutin işleyişinizde belirgin düşüşler yaşıyorsanız. Örneğin, eskiden keyif aldığınız aktivitelere karşı ilginizi kaybetmek, uyku düzeninizde ciddi bozukluklar yaşamak veya iş yerindeki performansınızın düşmesi gibi durumlar terapi için bir gösterge olabilir.
  • Yoğun ve Sürekli Olumsuz Duygular: Uzun süredir devam eden üzüntü, anksiyete, öfke, umutsuzluk veya boşluk hissi gibi yoğun duygularla başa çıkmakta zorlanıyorsanız ve bu duygular günlük yaşamınızı olumsuz etkiliyorsa.
  • Travmatik Deneyimler: Bir kaza, kayıp, istismar veya başka bir travmatik olayın etkileriyle başa çıkmakta zorlanıyorsanız. Travma sonrası stres belirtileri (flashback'ler, kabuslar, aşırı irkilme vb.) yaşıyorsanız terapi bu süreçte size destek olabilir.
  • İlişki Sorunları: Aile içinde, arkadaşlık ilişkilerinde veya romantik ilişkilerinizde sürekli tekrar eden sorunlar yaşıyorsanız ve bu sorunları çözmekte güçlük çekiyorsanız.
  • Coping Mekanizmalarının Yetersiz Kalması: Stresle başa çıkmak için kullandığınız yöntemlerin (spor, hobiler, arkadaşlarla vakit geçirme vb.) artık işe yaramadığını veya zararlı başa çıkma yöntemlerine (alkol/madde kullanımı, aşırı yemek yeme vb.) yöneldiğinizi fark ediyorsanız.
  • Anlam Arayışı ve Kişisel Gelişim İsteği: Belirli bir kriz durumu olmasa bile, kendinizi daha iyi tanımak, potansiyelinizi keşfetmek, yaşam amacınızı bulmak veya kişisel gelişim hedeflerinize ulaşmak istiyorsanız terapi size rehberlik edebilir. - Psikosomatik Belirtiler: Açıklanamayan fiziksel ağrılar, mide rahatsızlıkları veya baş ağrıları gibi stresle ilişkili fiziksel belirtiler yaşıyorsanız.

Unutulmaması Gerekenler

  • Erken Müdahale Önemlidir: Çoğu zaman, sorunlar büyümeden ve karmaşık hale gelmeden terapiye başlamak, iyileşme sürecini hızlandırabilir ve daha kalıcı çözümler sağlayabilir.
  • Terapi Bir Zayıflık Belirtisi Değildir: Terapiye gitmek, güçlü bir adım atmaktır. Kendinize ve ruh sağlığınıza değer verdiğinizin bir göstergesidir. - Gizlilik ve Etik Kurallar: Bir klinik psikolog olarak, danışanlarımın gizliliğini en üst düzeyde korumak benim etik sorumluluğumdur. Tüm paylaşımlarınız gizli kalır ve üçüncü şahıslarla asla paylaşılmaz. Terapi süreci, sizin için güvenli, yargılayıcı olmayan ve destekleyici bir alan sunar.
  • Doğru Terapisti Bulmak: Terapiye başlamaya karar verdiğinizde, kendinize uygun bir terapist bulmak önemlidir. Bu süreçte terapistinizin uzmanlığına, yaklaşımına ve kendinizi yanında rahat hissedip hissetmediğinize dikkat edebilirsiniz.

Sonuç olarak, "terapiye ne zaman başlamalıyım?" sorusunun cevabı genellikle içsel bir farkındalık ve yardım arayışına yönelik bir istekle başlar. Eğer yukarıdaki durumlardan bir veya birkaçını kendinizde gözlemliyorsanız, bir ruh sağlığı uzmanından destek almayı düşünmek için doğru zaman olabilir. Bu, daha sağlıklı ve dengeli bir yaşam sürmek için atacağınız önemli bir adımdır.

Danışanlarımdan sıkça duyduğum bir diğer soru da seansların sıklığı ve süresiyle ilgili. Bu soruların cevabı, her danışanın bireysel ihtiyaçlarına, yaşadığı zorlukların niteliğine ve terapinin hedeflerine göre farklılık gösterir. Psikoloji etik kuralları çerçevesinde, bu kararların danışanla birlikte, şeffaf bir şekilde alınması esastır.

Seans Sıklığı: Neye Göre Belirlenir?

Seans sıklığı genellikle terapinin başlangıcında danışan ve terapist tarafından birlikte belirlenir. En yaygın uygulama haftada bir seans şeklindedir.

Seans Süresi: Standart Bir Yaklaşım

Çoğu bireysel terapi seansı genellikle 45 ila 50 dakika sürer. Bu süre, psikoterapinin etkinliği için belirlenmiş ve kabul görmüş standart bir aralıktır. Bu süre içinde:

  • Danışanın kendini rahatça ifade edebileceği, derinlemesine konulara girebileceği ve üzerinde düşünebileceği yeterli zaman sağlanır.
  • Hem danışan hem de terapist için o daklanmayı sürdürmeye uygun bir zaman dilimi sunulur. Çok kısa seanslar konuların yüzeysel kalmasına neden olabilirken, çok uzun seanslar yorucu olabilir ve verimliliği düşürebilir.

Etik Yaklaşım ve Şeffaflık

Bir klinik psikolog olarak, seans sıklığı ve süresi hakkında danışanlarımı her zaman açık ve şeffaf bir şekilde bilgilendiririm Bu kararlar, danışanın özerkliği ve yararı gözetilerek alınır. İlk seanslarda, terapinin hedefleri, tahmini süresi ve seans düzenlemeleri detaylı olarak konuşulur. Danışanların soruları yanıtlanır ve süreçle ilgili her türlü belirsizlik giderilir.

Unutulmamalıdır ki terapi dinamik bir süreçtir. Seans sıklığı veya süresiyle ilgili herhangi bir değişiklik, danışanla birlikte değerlendirilir ve ortak bir kararla belirlenir. Terapinin amacı, danışanın kendini güvende hissettiği, desteklendiği ve kendi potansiyelini keşfedebildiği bir alan yaratmaktır.

"Online terapi nedir ve yüz yüze terapiden farkı nedir?" sorusu, özellikle son yıllarda artan dijitalleşmeyle birlikte danışanlarımdan sıkça duyduğum önemli bir konudur.

Online Terapi Nedir?

Online terapi, diğer adıyla çevrimiçi terapi veya telepsikoloji, internet teknolojileri kullanılarak gerçekleştirilen psikolojik yardım hizmetidir. Bu, danışan ve terapistin fiziksel olarak aynı mekanda bulunmasına gerek kalmadan, video konferans gibi dijital platformlar aracılığıyla terapi seanslarının yürütülmesidir.

Online terapi, temel prensipler ve etik sorumluluklar açısından yüz yüze terapiyle aynıdır. Gizlilik, profesyonel sınırlar ve danışanın iyiliği her zaman en öncelikli konulardır.

Online Terapi ile Yüz Yüze Terapinin Farkları

Online terapi ile yüz yüze terapi arasındaki temel fark, terapinin uygulama biçimi ve fiziksel ortamıdır. Bunun ötesinde, her iki yöntemin de kendine özgü avantajları ve bazı durumlarda sınırlılıkları bulunur:

1. Mekan ve Ulaşılabilirlik:

  • Yüz Yüze Terapi: Terapi seansları genellikle terapistin ofisinde, belirli bir fiziksel mekanda gerçekleşir. Bu, danışanın o mekana fiziksel olarak ulaşmasını gerektirir.
  • Online Terapi: Coğrafi kısıtlamaları ortadan kaldırır. Danışanlar, evlerinden, iş yerlerinden veya internet bağlantısı olan herhangi bir güvenli ve özel ortamdan terapiye katılabilirler. Bu, özellikle uzak bölgelerde yaşayanlar, fiziksel engelleri olanlar veya yoğun çalışma temposuna sahip kişiler için büyük bir avantajdır.

2. Konfor ve Güven Ortamı:

  • Yüz Yüze Terapi: Bazı danışanlar için fiziksel bir ofis ortamı, terapötik ilişkiyi daha kolay kurmalarına ve kendilerini güvende hissetmelerine yardımcı olabilir. Terapistin beden dilini, mimiklerini daha doğrudan gözlemleme imkanı sunar.
  • Online Terapi: Kendi evinin veya tanıdık bir ortamın rahatlığı, bazı danışanların kendilerini daha güvende hissetmelerini ve daha rahat ifade etmelerini sağlayabilir. Özellikle sosyal anksiyete gibi durumları olan bireyler için başlangıçta ekrandan gelen görece mesafe, ilişki kurmayı kolaylaştırabilir.

3. Esneklik ve Zaman Yönetimi:

  • Yüz Yüze Terapi: Randevu saatleri ve ulaşım gerekliliği nedeniyle daha az esneklik sunabilir.
  • Online Terapi: Daha esnek randevu seçenekleri sunabilir ve ulaşım için harcanan zamanı ve maliyeti ortadan kaldırır. Bu, özellikle yoğun programlara sahip bireyler için terapiye erişimi kolaylaştırır.

Online Terapinin Yüz Yüze Terapi Kadar Etkin ve Efektif Olduğuna Dair Kanıtlar

Bilimsel araştırmalar ve klinik deneyimler, online terapinin, birçok psikolojik sorun için yüz yüze terapi kadar etkili ve faydalı olabileceğini göstermektedir.

  • Erişilebilirlik ve Süreklilik: Online terapi, coğrafi engelleri ortadan kaldırarak veya seyahat kısıtlamaları (pandemi gibi) durumunda bile terapiye kesintisiz erişim sağlamasıyla etkinliğini artırır. Bu, özellikle kronik rahatsızlığı olan veya hareket kısıtlılığı yaşayan bireyler için büyük bir avantajdır. Terapiye düzenli devamlılık, terapinin etkinliği için kritik öneme sahiptir.
  • Danışan Memnuniyeti: Yapılan araştırmalar, online terapi alan danışanların genellikle bu hizmetten memnun kaldıklarını ve terapötik ilişkiyi yüz yüze terapideki kadar güçlü bulduklarını göstermektedir.
  • Çeşitli Durumlarda Etkinlik: Anksiyete ve depresyonun ötesinde, stres yönetimi, ilişki sorunları, özsaygı sorunları ve yas süreçleri gibi birçok farklı psikolojik durumda da online terapinin etkili olduğu kanıtlanmıştır.

Danışanlarımın en hassas olduğu konulardan biri olan gizlilik ilkesi ve bununla birlikte gelen güven duygusu, terapi sürecinin temelini oluşturur. Bir klinik psikolog olarak, bu ilkenin ne anlama geldiğini ve sizin için ne kadar güvence sağladığını açıklamak benim etik sorumluluğumdur.

Gizlilik İlkesi Nedir?

Gizlilik ilkesi, psikologların mesleki ilişkileri sırasında edindikleri tüm bilgilerin sır olarak saklanması zorunluluğunu ifade eder. Bu, terapide paylaştığınız her şeyin -- düşünceleriniz, duygularınız, kişisel bilgileriniz, yaşadığınız deneyimler -- terapistiniz ve sizin aranızda kalması gerektiği anlamına gelir. Bu ilke, Türk Psikologlar Derneği'nin etik kuralları gibi ulusal ve uluslararası mesleki etik kodlar tarafından sıkı bir şekilde belirlenmiştir ve yasalara da tabidir.

Ne Kadar Güvende Kalırım?

Gizlilik ilkesi, paylaştığınız bilgilerin büyük bir çoğunluğunun terapistinizle aranızda kalmasını sağlarken, bazı yasal ve etik istisnalar da bulunur. Bu istisnalar, danışanın veya başkalarının güvenliğini sağlamak amacıyla devreye girer.

İşte ne kadar güvende kalacağınızın detayları:

  • Mutlak Sır Saklama Yükümlülüğü: Terapi odasında veya online platformda paylaştığınız her türlü bilgi, sizin onayınız olmadan hiçbir şekilde üçüncü şahıslarla paylaşılmaz. Bu, aileniz, arkadaşlarınız, işvereniniz veya diğer kurumlar dahil herkes için geçerlidir. Notlarınız, kimlik bilgileriniz ve seans içeriğiniz tamamen gizlidir.
  • Yasal Sınırlar ve Güvenlik İstisnaları: Gizlilik ilkesinin bozulabileceği çok özel durumlar vardır. Bu durumlar, sizin veya başkalarının ciddi zarar görme riski taşıması halinde devreye girer:
  • Kendinize Yönelik Ciddi Zarar Riski: Eğer kendinize ciddi zarar verme veya intihar etme gibi yakın ve somut bir risk taşıdığınıza dair bilgi edinilirse, terapistiniz bu durumu önlemek amacıyla yetkili kişileri veya kurumları (örneğin, acil servis, ailenizden sorumlu bir kişi) bilgilendirme yükümlülüğü altındadır. Amaç, sizin güvenliğinizi sağlamaktır.
  • Başkalarına Yönelik Ciddi Zarar Riski: Bir başkasına (bilinen bir kişi veya grup) karşı ciddi ve somut bir zarar verme niyetinizi veya planınızı paylaşırsanız, terapistiniz bu kişiyi veya ilgili otoriteleri (örneğin, emniyet güçlerini) bilgilendirme yükümlülüğüne sahip olabilir. Bu, toplumun güvenliğini koruma amacı taşır.
  • Çocuk İstismarı veya İhmali: Eğer 18 yaşın altındaki bir çocuğun istismara veya ihmale uğradığına dair makul şüphe uyandıran bir durum öğrenilirse, psikolog yasal olarak ilgili devlet kurumlarına bildirimde bulunmak zorundadır. Bu, çocukların korunmasına yönelik bir sorumluluktur.
  • Mahkeme Kararı: Çok nadir durumlarda, bir mahkeme kararı ile terapistten danışan bilgileri talep edilebilir. Bu durumda bile psikolog, danışanın mahremiyetini en üst düzeyde korumak için etik ve yasal sınırlar içinde elinden geleni yapar ve sadece talep edilen minimum bilgiyi paylaşır.

Gizlilik ilkesi, sizin terapide kendinizi güvende hissedebilmeniz için olmazsa olmazdır. Bu sayede, yargılanma korkusu olmadan en derin düşüncelerinizi ve duygularınızı paylaşabilir, iyileşme ve kişisel gelişim yolculuğunuzda önemli adımlar atabilirsiniz.

Kanser tanısı almak ve tedavi süreciyle başa çıkmak, hem hasta hem de yakınları için yaşamın en zorlu deneyimlerinden biri olabilir. Bu süreçte ortaya çıkan psikolojik, sosyal ve davranışsal zorluklarla ilgilenen özel bir alana psiko-onkoloji adı verilir. Bir klinik psikolog olarak, psiko-onkolojinin kanserle mücadele eden bireylerin yaşam kalitesini artırmadaki kritik rolünü vurgulamak isterim.

Psiko-Onkoloji Nedir?

Psiko-onkoloji (Kanser Psikolojisi, kanserin hem hasta hem de hasta yakınları üzerindeki psikolojik, sosyal, davranışsal ve etik etkilerini inceleyen, bu etkileri anlamaya ve yönetmeye odaklanan multidisipliner bir alandır. Kanser tedavisinin sadece bedensel iyileşmeye değil, aynı zamanda ruhsal ve duygusal iyiliğe de odaklanması gerektiği ilkesine dayanır.

Bu disiplin, kanser tanısı alma, tedavi süreçleri (kemoterapi, radyoterapi, cerrahi vb.), remisyon (hastalığın gerilemesi) dönemleri, hastalığın nüksetmesi veya palyatif bakım süreçleri gibi kanser yolculuğunun her aşamasında ortaya çıkabilecek psikososyal ihtiyaçlara yanıt vermeyi hedefler.

Psiko-Onkolojinin Alanı

Psiko-onkoloji, geniş bir yelpazede hizmetler sunarak kanser hastaları ve yakınlarının yaşam kalitesini artırmayı amaçlar. Bu alanın odaklandığı temel konular şunlardır:

  • Tanı Anında ve Sonrasında Gelişen Psikolojik Tepkiler: Kanser tanısı, çoğu kişi için bir şok ve kriz anıdır. İnkar, öfke, depresyon, kaygı, korku, umutsuzluk ve suçluluk gibi yoğun duygusal tepkiler ortaya çıkabilir. Psiko-onkoloji, bu tepkilerin anlaşılmasına ve yönetilmesine yardımcı olur.
  • Tedavi Sürecine Uyum: Kemoterapi, radyoterapi, cerrahi gibi tedavilerin yan etkileri (bulantı, yorgunluk, saç dökülmesi, ağrı vb.) psikolojik sıkıntıya yol açabilir. Psiko-onkologlar, hastaların bu yan etkilerle başa çıkma becerilerini geliştirmelerine ve tedaviye uyumlarını artırmalarına destek olur.
  • Vücut İmajı ve Cinsellik: Kanser ve tedavileri, kişinin vücut imajında ve cinsel yaşamında önemli değişikliklere neden olabilir. Bu alanda yaşanan zorluklarla başa çıkma ve yeni duruma uyum sağlama konusunda destek verilir.
  • İlişki ve Sosyal Yaşam: Kanser, aile içi dinamikleri, arkadaşlık ilişkilerini ve sosyal aktiviteleri etkileyebilir. Psiko-onkoloji, iletişim sorunları, sosyal izolasyon, rol değişiklikleri gibi konularda rehberlik eder.
  • Yaşam Kalitesi: Hastalığın ve tedavinin getirdiği fiziksel ve psikolojik yük, yaşam kalitesini düşürebilir. Psiko-onkoloji, hastaların mümkün olan en iyi yaşam kalitesini sürdürmeleri için stratejiler geliştirir.
  • Kaygı ve Depresyon Yönetimi: Kanser hastalarında anksiyete bozuklukları, depresyon ve uyum bozuklukları oldukça yaygındır. Bu psikiyatrik sorunların tanısı, önlenmesi ve tedavisi psiko-onkolojinin önemli bir parçasıdır.
  • Aile Üyeleri ve Bakım Verenlere Destek : Kanser sadece hastayı değil, tüm aileyi etkiler. Aile üyeleri de yoğun stres, kaygı, yas ve tükenmişlik yaşayabilirler. Psiko-onkoloji, hasta yakınlarına yönelik psiko-eğitim, danışmanlık ve destek grupları sunar.
  • Hastalık Tekrarı Korkusu (Nüks Anksiyetesi): Tedavi sonrası remisyonda olan hastalarda hastalığın tekrarlama korkusu sıkça görülür. Bu korkuyla başa çıkma stratejileri geliştirilir.
  • Palyatif Bakım ve Yas Süreci: Hastalığın ilerleyen evrelerinde palyatif bakım sürecindeki hastaların ve yakınlarının yaşam kalitesini artırmak, acıyı yönetmek ve yas süreçleriyle başa çıkmalarına yardımcı olmak da psiko-onkolojinin kapsamındadır.

Psiko-Onkoloji Terapisi Nasıl Yapılır?

Psiko-onkolojik terapi, hastanın ve ailesinin bireysel ihtiyaçlarına göre özelleştirilmiş, bütüncül bir yaklaşımla yürütülür. Bu terapiler genellikle multidispliner bir ekibin parçası olarak, onkologlar, hemşireler ve diğer sağlık profesyonelleriyle işbirliği içinde yapılır. Terapötik yaklaşımlar şunları içerebilir:

1. Değerlendirme ve İhtiyaç Analizi: Terapi sürecinin başlangıcında, hastanın ve/veya ailesinin psikolojik durumu, başa çıkma mekanizmaları, sosyal destek sistemleri ve özel ihtiyaçları detaylı bir şekilde değerlendirilir. Bu değerlendirme, uygun terapi planının oluşturulması için temel oluşturur.

2. Psiko-Eğitim : Kanser, tedaviler, yan etkiler ve hastalığın psikolojik etkileri hakkında doğru ve anlaşılır bilgi sağlamak, hastanın ve ailesinin endişelerini azaltmaya yardımcı olur. Bu, "bilgi güçtür" ilkesiyle hastaların süreç üzerindeki kontrol hissini artırır.

3. Bireysel Terapi:

  • Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT): Kanserle ilişkili olumsuz düşünce kalıplarını (örn. felaketleştirme, aşırı genelleme) ve davranışları hedef alır. Anksiyete, depresyon, uyku sorunları ve ağrı yönetimi gibi konularda etkilidir.
  • Destekleyici Psikoterapi: Duygusal yükü azaltmaya, duyguların ifade edilmesine olanak tanımaya ve başa çıkma becerilerini güçlendirmeye odaklanır.
  • Kriz Müdahalesi: Tanı anı veya hastalığın nüksetmesi gibi kritik durumlarda ani ve yoğun duygusal tepkilerle başa çıkmak için hızlı ve kısa süreli müdahaleler uygulanır.
  • Mindfulness Temelli Yaklaşımlar: Farkındalık egzersizleri ve meditasyon, stresi azaltmaya, şimdiki ana odaklanmaya ve ağrı yönetimine yardımcı olabilir.
  • Gevşeme Teknikleri: Derin nefes egzersizleri, progresif kas gevşemesi gibi teknikler, anksiyete ve stresle başa çıkmada kullanılır.

4. Aile Terapisi ve Danışmanlığı: Aile içi iletişimi geliştirmek, rol değişikliklerine uyum sağlamak, aile üyelerinin birbirlerine destek olmalarını sağlamak ve yaşanan krizle birlikte aile sistemini güçlendirmek amaçlanır.

5. Palyatif Bakım Desteği : Hastalığın ileri evrelerinde hastaların ve ailelerinin yaşam kalitesini en üst düzeyde tutmak, semptom yönetimine destek olmak, ölüm ve yas süreçleriyle başa çıkmalarına yardımcı olmak da psiko-onkolojik hizmetler arasındadır.

Psiko-onkolojik terapide temel prensip, hastanın ve ailesinin bireyselliğini ve özerkliğini ön planda tutarak, onların kendi kaynaklarını keşfetmelerine ve zorlu kanser süreciyle en sağlıklı şekilde başa çıkmalarına destek olmaktır.

Translate »
WhatsApp